16 Aralık 2009 Çarşamba

Yıllar Sonra Öğrendim Ki

Yıllar Sonra Öğrendim ki;
Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız. Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz. Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.

Öğrendim ki;Güveni geliştirmek yıllar alıyor.Yıkmak bir dakika.

Öğrendim ki;Hayatında nelere sahip olduğun değil, kiminle olduğun önemli.

Öğrendim ki;Sevimlilik yaparak15 dakika kazanmak mümkün. Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.

Öğrendim ki;Kendini en iyilerle kıyaslamak değil, kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.

Öğrendim ki;Insanların başına ne Geldiği değil, o durumda ne yaptıkları önemli.

Öğrendim ki;Ne kadar küçük dilimlersen dilimle saater işin iki yüzü var.

Öğrendim ki;Olmak istediğim insan olabilmem çok vakit alıyor.

Öğrendim ki; Karşılık vermek düşünmekten çok daha basit.

Öğrendim ki;Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek. Hangisi son görüşmen olacak bilemiyorsun.

Öğrendim ki;''Bittim''dediğin andan itibaren pilinin bitmesine daha çok var.

Öğrendim ki;Sen tepkilerini kontrol edemezsen tepkilerin hayatını kontrol eder

Öğrendim ki;Kahraman dediğimiz insanlar, bir şey yapılması Gerektiğinde yapılması gerekeni şartlar ne olursa olsun yapanlardır.

Öğrendim ki;Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.

Öğrendim ki;Bazı insanlar sizi çok seviyor. Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor

Öğrendim ki;Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz bazıları hiç karşılık vermiyor.
Öğrendim ki;Para ucuz bir başarı.

Öğrendim ki;En iyi arkadaşla sıkcı bir olmaz bir.

Öğrendim ki;Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazılarıKaldırmak için elini uzatır.

Öğrendim ki;İki insan aynı şeye bakıp, tamamen farklı şeyler görebilir.

Öğrendim ki;Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır.

Öğrendim ki;Kendisiyle her şartta dürüst kalanlar daha uzun yol yürüyor

Öğrendim ki;Hiç tanımadığın insanlar iki saat içinde varenin hayatını değiştirebiliyor

Öğrendim ki;Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.

Öğrendim ki;Duvarda asılı diplomalar insanı insan yapmaya yetmez.

Öğrendim ki;Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa anlam yükü o kadar azalır

Öğrendim ki;Karşındakini kırmamak ve inaçlarını savunmak arasında çizginin nereden geçtiğini bulmak zordur

Öğrendim ki;Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez. Gerçek aşkların da!

Öğrendim ki;Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok. Ne Tür Deneyimler yaşadığınızla var.

Öğrendim ki;Aile hep insanın yanında olamuyor. Akrabanız olmayan insanlardan ilgi varevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz. Aile her zaman biyolojik değil.

Öğrendim ki;Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir.

Öğrendim ki;Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.

Öğrendim ki;Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın, dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.

Öğrendim ki;Şartlar ve olaylar kim olduğumuzu etkilemiş olabilir. Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.

Öğrendim ki;
Iki kişi münakaşa ediyorsa, bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez. etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.

Öğrendim ki;
Her sorun kendi içinde bir fırsat saklar ve sorun fırsatın yanında cüce kalır. (Tamer Karaoğlu)

Öğrendim ki;
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.
(Ruhat Cengiz)

10 Aralık 2009 Perşembe

Öğrendim !


Her Yaş Farklı Şey Öğretir İnsana

*5 Yaş * Anne ve Babamın birbirlerinine bağırmalarının beni korkuttuğunu öğrendim.

*7 Yaş * Meşrubat içerken gülersem içtiğimin burnumdan geleceğini öğrendim.

*12 Yaş *Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolunun bir süre ondan yoksun kalmak olduğunu öğrendim.

*13 Yaş *Annemle babamın elele tutuşmalarının beni her zaman mutlu ettiğini öğrendim.

* 15 Yaş *Bazen hayvanların kalbimi insanlardan daha fazla ısıttığını öğrendim.

* 18 Yaş * İlk gençlik yıllarımın keder,şaşkınlık,ıstırap ve aşktan ibaret olduğunu öğrendim.

* 24 Yaş * Aşkın kalbimi kırabileceğini ama buna değer olduğunu öğrendim.

* 33 Yaş * Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun ona ödünç para vermek olacağını öğrendim.

* 36 Yaş * Önemli olanın başkalarının benim için ne düşündükleri değil,benim kendi hakkımda ne düşündüğümün olduğunu öğrendim.

* 38 Yaş * Eşimin beni hala sevdiğini tabakta iki elma kaldığında küçük olanı almasından anlayabileceğimi öğrendim.

* 41 Yaş * Bir insanın kendine olan güveninin,başarısını büyük oranda belirlediğini öğrendim.

* 44 Yaş *Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz mutluluk duyduğunu öğrendim.

* 46 Yaş * Yanlızca minik bir kart göndererek bile birinin gününü aydınlata bileceğimi öğrendim.

* 49 Yaş * Herhangi bir işi yaptığımdan daha iyi yapmaya çalıştığım da o işin yaratıcılığa dönüştüğünü öğrendim.

* 50 Yaş * Sevgi evde öğretilmemişse başka yerde öğrenmenin çok güç olabileceğini öğrendim.

* 53 Yaş * İnsanların bana izin verdiğim biçimde davrandıklarını öğrendim.

* 55 Yaş * Küçük kararları aklımla ,büyük kararları ise kalbimle almam gerektiğini öğrendim.

* 64 Yaş * Mutluluğun parfüm gibi olduğunu kendime bulaştırmadan başkalarına veremiyeceğimi öğrendim.

* 70 Yaş * İyi kalpli ve sevecen olmanın mükemmel olmaktan daha önemli olduğunu öğrendim.

* 82 Yaş * Sancılar içinde kıvransam bile başkalarına başağrısı olmamayı öğrendim.

* 90 Yaş * Yaş Kiminle evleneceğin kararının hayatta verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.

* 95 Yaş *Öğrenmem gereken daha pekçok şeyler olduğunu öğrendim.

5 Aralık 2009 Cumartesi

Seviyor Mu Sevmiyor Mu




Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış. Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde, kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış. Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da, rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.



Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başlamış.Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış. Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye. Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini,ne yapacağını bilememiş. İçinden “Ne muhteşem bir çiçek” diye geçirmiş. Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.



“Merhaba” demiş papatyaya, “Sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim. ”Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve “Merhaba” demiş, “Ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten.” Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış. Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. Minik kelebek papatyayı çok sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.



Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatya da kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini. Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korkmuş.



Böylece iki sevgili yan yana, ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler. Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya dönmüş ve “Üzgünüm, ama senden ayrılmam gerekecek” demiş. Papatya buna bir anlam verememiş. “Neden” demiş. “Yoksa benim yanımda mutsuz musun?” “Hayır,” demiş kelebek. Bilakis, sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim. Papatya bu duruma çok üzülmüş. Ama yapacak bir şey yokmuş zaten.



Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya “Seni seviyorum” diyebilmiş ancak. Papatya donakalmış. Sadece “Ben de…” diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş. İçinden “Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim. Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim.” diye geçirmiş.



Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş, sonra da dökülmeye başlamış. Her düşen yaprakta papatya, içinden “Seviyormuş” diye geçirmiş.



İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş. "Seviyor Mu, Sevmiyor Mu" diye…

13 Kasım 2009 Cuma

İyi Olma Sanatı..

*Eğer hasta olmak istemiyorsan, duygularını anlat!.

*Saklanan veya baskılanan heyecan ve duygular gastrid, ülser, bel fıtığı, bel ağrıları gibi hastalıklara yol açar. Zamanla duyguların bastırılması kansere dönüşür. Öyleyse sırlarımızı, hatalarımızı birileriyle paylaşmalıyız.. Diyalog, konuşma, kelime çok güçlü birer ilaç ve mükemmel bir terapidir!

*Eğer hasta olmak istemiyorsan, karar vermelisin!.

* Kararsız kişi güvensiz, endişe ve ıstırap içinde olur. kararsızlık endişeleri, sorunları ve catışmaları çoğaltır. İnsanlık tarihi kararlardan oluşur. Karar vermek, diğerlerinin kazanması icin vazgeçmeyi ve avantajları kaybetmeyi kesinlikle bilmektir. Kararsız kişiler mide rahatsızlığı, sinir hastalıkları ve cilt sorunlarının kurbanlarıdır.

* Eğer hasta olmak istemiyorsan, olduğundan farklı yaşama!.

* Gerçeği saklayan, rol yapan, her zaman mutlu olduğu görüntüsü veren, mükemmel görünmek isteyen kişi tonlarca ağırlığı biriktirmektedir. Ayağı kilden olan bronz bir heykeldir. Aldatıcı görünerek yaşamak kadar sağlık için kötü birşey yoktur. Kaderleri ilâç, hastane ve acıdır.

* Eğer hasta olmak istemiyorsan, kabullen!.

* Reddedicilik ve kendine saygı eksikliği, kendimizi kendimize yabancılaştırır. Kendimizle barışık olmak sağlıklı yaşamın anahtarıdır. Bunu kabul etmeyenler kıskanç, taklitçi, aşırı rekabetçi ve yıkıcı olurlar. Eleştirileri kabullen. Bu bilgelik, akıllılık ve terapidir.

*Eğer hasta olmak istemiyorsan, çözümler bul!.

* Olumsuz kişiler çözüm bulamazlar ve sorunları büyütürler. Üzülmeyi, dedikoduyu ve kötümserliği tercih ederler. Karanlığı kovmak icin kibrit yakmalı. Arı ufacıktır fakat varolan en tatlı şeylerden birini üretir. Biz ne düşünüyorsak oyuz. Olumsuz düşünce hastalığa dönüşen negatif enerji üretir.

*Eğer hasta olmak istemiyorsan, güven!.

* Güvenmeyen kişi iletişim kuramaz , açık değildir, derin ve sağlam ilişkiler geliştiremez, gerçek arkadaşlıkları nasıl kurabileceğini bilemez. Güven olmadan bir ilişki de olamaz. Güvensizlik sendeki inancın azlığıdır.

* Eğer hasta olmak istemiyorsan, hayatı üzgün yaşama!.

*Mizah. Kahkaha. Huzur. Mutluluk. Bunlar sağlığa güç verir ve daha uzun bir yaşam getirir. Mutlu kişi yaşadığı çevresini geliştir. İyi mizah bizi doktorun elinden korur. Mutluluk, sağlık ve terapidir.

* Dr. Dráuzio Varella

7 Kasım 2009 Cumartesi

Gülümseyelim

Hayatımız boyunca o kadar çok farklı olayla karşılaşıyoruz ki bunların arasında bizim somurtmamıza neden olabilecek olaylar olduğu gibi gülmemize neden olabilecek olaylar da var. Yalnız ortalamaya vurduğumuz zaman bir çoğumuz karşılaştığımız bir çok olayı üzülecek, ağlanacak olay olarak nitelendiriyoruz nedense. Artık o kadar somurtmaya alışmışız ki en ufak olayı bile içimizde büyütüp moralimizi altüst edebiliyor çevremizdeki insanlara da somurtmayı bir alışkanlık haline getirebiliyoruz. Biz olayları büyütüp ağladıkça, moralimizi sıfıra indirdikçe, somurtmaya devam ettikçe çevremizdeki insanların bizden yavaş yavaş uzaklaştığının farkına bile varamıyoruz.

Peki bu kısacık hayatta neden mutsuz yaşamayı tercih edenler var aramızda? Neden gülmeyi beceremeyenler var? İki insan düşünün, ikisinin de çalıştığı iş aynı ikiside aynı parayı alıyor ve aynı şartlarda yaşıyorlar. Nasıl oluyorda aynı durumda ki bu insanlardan biri diğerine göre daha mutlu olabiliyor. Biri diğerine göre hayatını daha dolu daha huzurlu yaşayabiliyor. İşte bu noktada olaya tebessüm giriyor.

Biri hayata, arkadaşlarına, eşine, çocuklarına gülümseyerek bakabiliyor. Tanımadığı bir insana bile tebessüm edebiliyor. En sinir olduğu insanın yanına gidip ufak bir tebessümle hatırını sorabiliyor. Ve biliyor ki hayatta başına gelen her kötü olay gelip geçici, o olaylara bile gülümseyerek bakıyor. Dolayısıyla etrafındaki insanlarda o nasıl bakıyorsa ona öyle bakıyorlar. Tebessümle.

Diğeri ise gülmüyor hiç. Başına gelen her olaydan şikayetçi. Hayattan çok şey istiyor ama hayatın ona verdiklerinden memnun olamıyor. Hep bir mutsuzluk var yaşamında. Ne hayata gülebiliyor ne de çevresindekilere. Doğal olarak ne çevresindekiler gülebiliyor bu adamı ne hayat.

Tebessüm bizim yaşamımızın en önemli unsurlarından biri. Ve kullanılması çok kolay. Kullanıldığında da açamayacağı kapı yok gibi. Ufacık tebessümlerin bize neler kazandırabileceğini ancak tebessüm ederek öğrenebiliriz.Unutmayalım ki yaşamımızın her anında gülümseyebileceğimiz birçok şey var. Yeter ki onları fark edelim ve gülümseyelim...

İyi ki Varsın Diyebilmek

Ne güzeldir birine “İyi ki Varsın Diyebilmek”...

Bu biri hayatınızdaki o boşlukta iyilerin derinliğini bırakmıştır. Bıraktığı derinlik devamında iyi damlalarını ardından getirmek de gecikmeyecek ve İyi ki ler denizini oluşturacaktır.Bu deniz berraktır. Ayaklara batacak çakıldan ıraktır. Ne kadar derine giderseniz gidin denizin dibi aynı mavilikte olacaktır.

Bu deniz suskundur, sizi fırtınalarında savurmaz. Başka denizlerde ki fırtınaların önceden habercisidir. Onu izlerken dalıp gidersiniz hayallere ama şu anki gerçeklerle…

Bu deniz Filizdir. Yeşilinin taze kokusu yeni doğuşların müjdesidir. Emekle beslenir meyveleri çesit çesit renk renkdir. Bu deniz paylaşımdır. Lokman ağzındayken kursağı boş olanları düşünmektir.

Ne fark eder ki deyip geçmemektir.Binlerce deniz yıldızı sahile vurduğunda hangi birini okyanusa geri göndereceğiz dememektir. Bir tanesi için bile çok şey fark ettiğini bilmektir. Bu deniz sevgidir...

Her harfinin hakkını vererek söylemek değerini bilerek yaşamaktır. Sözde değil Özde Sevmektir. Bu gün kaç kişiye İyi ki Varsın dediniz?

Hayatlarımıza zaman eklenirken zamanlarımıza hayat eklemeyi unutmayalım. Bilmeli çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek yada hep almak için. Sadece anlatacak bir şeyleri olduğunda değil; söyleyecek birsey bulamadığındada dinleyebilmeli, aklı ve kalbi ile katılabilmeli sohbetlere.

Hafızası olmalı insanın; hiç değilse aynı hataları aynı bahanelerle tekrarlamaması için. Soruları olmalı, yanıtlarını bulmak için bir ömür harcayacak. Dostları olmalı ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak. Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi; ama kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki; hakkını verebilsin sevdiklerinin, zaman bulabilsin bir teşekkür ve bir elveda için. Yaşam dedikleri bir sınavsa eger, asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten.

AMA,
Herkesi sevemeyeceğinide herşeyi bilemeyeceğinide farketmeli insan. Tıpkı herşeye sahip olamıyacağı gibi. Zamanın ninnisinde uykuya geçirmemeli HAYATI...

Hayat

Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde,yüregin susup,mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını; dağlara dönmeli yüzünü insan.. Yeni patikalar yeni yollar seçmeli yüreğini ferahlatacak...Yeni insanlarla tanışmalı, yeni keşifler yapacak...

Hep isteyipte bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa gerçekleştirmeyi denemeli... Her geçen gece ölüme bir gün daha yaklaştığını ve zamanın bir nehir, kendiisinin bir sal olupta, o dursada yolculugun devam ettiğini anlamalı... Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler, her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa, değiştirmeye çalışmalı bir seyleri...

Küçücük şeylerle başlamalı belki, örneğin bir kaç durak önce inip servisten otobüsten, yürümeli eve kadar, yüregine takmalı güneş gözlüklerini gördüğünü hissedebilmeli... Sağlıgını kaybedip ölümle yüzyüze gelmeden önce değerli olmalı hayat..!

İlla büyük acılar çekmemeli küçük mutlulukları farketmek için... Başkasının yerine koyabilmeli kendini...

Ağlayan birine "gül"İnleyen birine "sus" dememeli...Ağlayana omuz inleyene çağre olabilmeli...

Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; sevgiisiz soysuz kalarak... Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,derin bir soluk alıp hapsetmeli kokusunu içine...

Güneşin doğuşunu sevmeli..arada bir seher yeli okşamalı saçlarını... Karda, yağmurda; sevincine, coşkusunafırtınada boranda; öfkesine isyanına ortak olabilmeli doğanın...

Bir çocuğun ilk adımlarıyla umutdu;bir gencin düşüncelerinde geleceği,bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli... Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi,mutlu etmeden mutlu olmayı beklememeli...Ama küçük ama büyük her hayal kırıklığı, her acı;bir fırsat yaşamdan yeni birseyler öğrenebilmek için...

Çünkü hiç düşünmemişsen; el vermezsin kimseye kalkması için..!Hiç çaresiz kalmamışsan dermanı olamazsın dertlerin..!Ağlamayı bilmiyorsan;neşesizdir kahkahaların..!Merhaba dememiş sen anlamsızdır elvedaların..!

Ne herkesi düşünmekten kendini,ne kendini düşünmekten herkezi unutmamalı..!